Hürriyet

Bumerang - Yazarkafe

30 Eylül 2014 Salı

Bu hafta yıllardan 1987 olsaydı...

Bugün çocuk olsaydım, annem ablam ve beni bu hafta sonu alışverişe götürüyor olacaktı.
Bayramlık elbiselere ilk kez aşık olmuş surat ifadesi ile  kalbim çarparak bakıyor olacaktım. Ablamın geçen yıl ki bayramlık kıyafeti yepyeni duruyor ise ben onu giyinecektim. Ablama bana çaktırmadan extradan önümüzde ki 2 sene de giyebileceği 1 beden büyük pantolon ya da etek v.b bir şey alınacak, bana da ağlamayayım diye bir çorap v.s bir şey... Dayılarımızdan birisi, ya da Pertev dayım yanımızda ise de bir tane barbie bebek... Annemin iki elinden tutarak renkli kırmızı/pembe poşetlerimizle eve dönüyor olacaktık. İçimizde eve gider gitmez açıp giyinip anneannem ve dedeme gösterme hevesi ile, yüzümüz al al...

Dedem kurbanı çoktan almış olacaktı. Bu hafta içi neredeyse her gün ona 'dede beni ineğe götür sevelim' diye tutturuyor olacaktım ve o beni kurbanı ortak kestiğimiz ve bahçelerinde duruyor olan ilkokul öğretmenimin evine götürüyor olacaktı. Bahçeye girdiğimde önce öğretmenimin babası ve aynı zamanda Sarıkamış'ta da annemin ilkokul öğretmeni olan Yaşar Yavuz bahçeye inip yüzümü sevecekti. Eşi Güllü teyze bize çay ya da limonata ikram ediyor, öğretmenim de sarılarak hoş geldin Çiğdem'ciğim diyor olacaktı. Dedem elimden tutacaktı ve bahçede ilerleyip ineğin yanına giderek onu sevip ot ve su verecektim.

Dedemle birlikte pazara gidiyor olacaktım. Önce pazarda ki tüm tezgahları dolaşıp fiyatlarını sorup, nereden ne alacağını aklında tutan dedem ile 2. turda sebze ve meyve alışverişi yapıyor olacaktık. Yine pazardan çıkarken en son tezgahta kilo ile gofret satan amcadan bir poşet çikolatalı fındıklı kilo işi gofret alıyor olacaktı bana. Kurban için bıçaklarını çoktan bilemiş, et şiş yapacağı şişlerini de sandıktan çıkarıp temizlemiş olacaktı. 

Anneannem mutfak alışverişini çoktan yapmış olacaktı. Bayramda ne yenecek, ne içilecek, kurban eti nasıl istiflenecek, ihtiyacı olan kimlere verilecek hepsinin plan programını yapmış olacaktı. Dedemin çok sık giyinmediği en yeni gömleği ve cebine koyacağı mendili bayram için dolaptan çıkmış, ütülenmiş olacaktı. Anneannem özel günler için sakladığı yazmalarından bir tanesini yıkayıp ütüleyip bayrama hazır etmiş olacaktı. 

Hem annem işe gitmeyeceği, hem de ablamın okulu tatile girdiği ve evde olacakları için benim mutluluğuma diyecek yoktu. Kimlerin elini öpeceğim, kim ne kadar verir, kaç param olur hesabını çoktan yapmış olacaktım :)

Annem aşağı yukarı 1 hafta önceden bir kutu çikolata alıp salonda ki vitrinin en üst bölmesinin içine koymuş olacaktı. Ve ben her gün, anneannem mutfaktayken, dedem namaz kılarken zaman kollayıp, gizli gizli sandalyeye çıkıp o kutunun içinden 1'er 2'şer tane çikolatayı yiyor olacaktım ve şu sıralar o kutunun içinde 10-15 çikolata eksik olacaktı. Kapıya şeker toplamaya gelecek olan çocuklar için bile çikolatanın, şekerin en güzelinden almış olacaktı annem. Vitrine tırmanıp o ulaşılamaz çikolatadan yeme fırsatım olmadığı zaman da çocukların çikolatasına şekerine dalıyor olacaktım.

Muhtemelen bu akşam vitrinden çıkarılan misafir tabakları silinip temizleniyor olacaktı. Kalacak olan misafirlere yüklükten yastıklar, yorganlar çıkarılarak 'bu yastık Yücel'e, bu yorgan Hikmet'le Nursel'e, bu döşekler çocuklara...' yatak yorgan ayarlanıyor olacaktı.

İnsanın yaptığı en güzel kahvaltı, yerde 20 kişi içinde olanıymış.. Yattığı en huzurlu uyku, yün yastık-yorgan ile yerde döşekte olanı.. Giyindiği en güzel kıyafet ablasının eskisiymiş.. Yediği en güzel gofret, pazarda kilo ile satılanmış.. Yediği en güzel hamur işi, anneannesinin su böreği için açtığı yufkaları suda haşlarken yırtılanları yanında bekleyip yediğinmiş... Yediğin en güzel çikolata gizli gizli olanı.. El öptüğünde kıymetli olan sana verilen para değil, bugüne kadar saklayabildiğin bez mendillermiş.. En güzeli yeni satın aldığın değil, en temiziymiş...








Hiç yorum yok: